SEN HİÇ ATEŞBÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ?

0 Comments

Herkese merhaba arkadaşlar! Bugün sizinle biraz nostalji yapmak istiyorum. Amacım sizi hüzünlendirmek değil ama
bakalım okuduktan sonra nasıl hissedeceksiniz? Son zamanlarda popüler olan -usta sanatçı, aktör, yönetmen ve senarist- Yılmaz Erdoğan’ın kaleminden çıkan ve geçtiğimiz aylarda sinemaya uyarlanan “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü?” adlı tiyatro oyununun her iki alanda da başarı sağlaması, siz de takdir edersiniz ki “Türk Sanat Tarihi” için koca bir gurur kaynağı. Hele ki son zamanlarda tiyatronun adı bile unutulmaya yüz tutmuşken tiyatro oyunlarının sinemaya uyarlanması gerçekten takdir edilesi bir davranıştır.
Eski ile yeni çatışmalarının genel sebebi olan eskiye duyulan hasret, içinde birçok duyguyu, anı, yaşamı barındıran evrensel bir duygudur. Hasretin, dini, dili, ırkı yoktur. Bir milletin geçmişe olan hasretinden söz edilebilir ama bir hasretin millete olan geçmişinden söz edilemez. İşte “Sen Ateşböceği Gördün Mü?” filminin film boyunca üzerinde yürüdüğü çizgi de budur: Hasret. Filmde kahramanımızın doğumundan, yaşlanıncaya kadar olan hayatını izliyoruz. Onun çocukluk ve gençlik yıllarındaki ev ortamı,
aile yaşamı, arkadaşlık ilişkileri o kadar güzel işlenmiş ki. Aklınıza hemen o güzel çocukluk yıllarınız, yaramazlıklarınız, gençken yaptığınız muziplikler, kapı komşunuzun hoş sohbeti, mahalleyi saran seyyar satıcıların, sucuların sesi, çocukların neşesi, bitmek bilmeyen günlerini; dinlediğiniz ilk şarkı, izlediğiniz; ilk aşkınız, hatta belki de ilk kaybınız… İzlerken gerçek bir yaşam öyküsü izler gibi hüzünlendiğimiz, sevindiğimiz film kendine o kadar inandırıyor ki zamanla, karakteri filmden bağımsız düşünmeye başlıyor ve sanki dışarda yürürken karşılaşacakmış da koşup ona sarılacakmış hissiyatına kapılıyorsunuz. Bunları sırf hikaye çok gerçekçi diye demiyorum. Filmdeki o kostümcüsünden, makyözüne, kameramandan, yönetmene emeği geçen her kim varsa perdenin arkasında, herkes son derece başarılıydı. Hele o oyuncular gerçekten çok başarılı bir performans sergilemiş. Bize bu ülkedeki sanatçıların var olduğunu bir kez daha ispatlamış oldular.

“Sen Ateşböceği Gördün Mü?” Neden Bu Kadar Çok Beğenildi?

Bildiğiniz üzere bir tiyatro oyununun uyarlaması olan “Sen Hiç Ateş böceği Gördün Mü?” adlı film. Henüz tiyatro oyunuyken zaten kendine kemik bir kitle oluşturmuş ve zamanla oyunu izleyen birçok insanın kalbinde yer edinmişti. Üstelik oyunun
kadrosunda, Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Figen Evren gibi saygıdeğer ve başarılı oyuncuların olması, oyunun gönüllerde
taht kuracağının bir nevi habercisiydi. Hal böyle olunca, e bir de oyun dram ve komedi olunca, üstüne bir de bu kadar hayatın içinden ve gerçek olunca beğenilmemesi garip olmaz mıydı sizce de?
Tiyatronun sinemaya göre daha disiplinli bir sanat olduğunun farkındayız değil mi? Tiyatronun tekrarı olmaz, provası olur. O yüzden de hataya yer yoktur. Çünkü oyunu durdurup başa saramaz, perdeyi baştan oynayamaz veya unuttuğun bir sahnenin tekrarını yapamazsın. Çünkü karşında kamera değil, seyirci var. Eğer dikkatli izlersek “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü”
filmi de tiyatro temelli olduğu için hataya olabildiğince az yer verdiğini görebiliriz. Sıfıra yakın hata ile sunulduğu için hakikate yakınlığı seyircide bir beğeni yargısı oluşturmasında son derece etkilidir.
Sinema ve tiyatronun unutulmaya yüz tutulduğu şu zamanlarda bizlere böyle güzel bir oyunu böyle güzel bir kadroyla sinemaya uyarladıkları için emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

“Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır.“

Mustafa Kemal Atatürk

Zaman geçtikçe daha güzel, daha aydınlık yarınlara öncülük edenlerden olmanız dileğiyle…

Leave a Comment

Your email address will not be published.